Korkularla Yüzleştirme ve Baş Etme Terapisti

Home / Korkularla Yüzleştirme ve Baş Etme Terapisti

Korku, içinde bulunulan durum tehlikeli olarak düşünüldüğünde verilen bir tepkidir. İnsanlar, doğal olarak tehlikeli olduğunu düşündükleri durumlardan korkarlar ve uzak kalmaya, olanağı varsa da kaçmaya, kendilerini korumaya çalışırlar. Dolayısıyla da; korku, kişiyi koruyan, zaman zaman da kaçınmasını gerekli kılan bir tepki olabilir. Örneğin; çocukların ateşten korkması ve yaklaşmaktan kaçınmaları gibi.

Çoğu zaman neden korku tepkisini verdiğimizi açıklamakta güçlük çekebiliriz, çünkü bizi korkutan ,nesne ya da durumun kendisinden çok onunla ilgili edindiğimiz fikirlerdir. Bu fikirler; anne- baba veya diğer kişilerden edinilen fikirler olabileceği gibi, insanın beşiğinden getirdiği düşünülen korkular da olabilir. Annesi köpekten korkan bir çocuk, genetik olarak bu korkuya sahip doğabilir veya annenin davranışlarını model alarak o da köpekten korkmaya başlayabilir ve kaçmaya çalışabilir. Deprem, sarsıntı, fırtına gibi korkular hemen hemen herkes tarafından paylaşılan, bir noktaya kadar da gerçekçi olabilen korkulardır, bu korkuların abartılı olarak yaşanması hastalıklı bir durum olarak değerlendirilebilir.

Hastalıklı olarak nitelenebilen korkular ise; normal olarak algılanan bir nesne ya da durumun kişi tarafından tehlikeli olarak düşünülmesi sonucu gelişen korkulardır. Örneğin; “tek başıma dışarı çıkarsam çarpıntım olur, yığılır kalırım, herkes bana bakar” düşüncesi giderek kişiyi tek başına dışarı çıkmamaya, mecbur kalıp çıktığında ise bu düşüncesinin etkisiyle aklına gelenleri yaşamaya itebilir, böylelikle bu hatalı düşünce doğrulanmış olur. Bir başka örneğe bakalım.; topluluk içinde konuşmaktan korkan bir kişi, topluluğa girdiğinde yüzünün kızaracağını, ellerin titreyeceğini, bu halinin herkes tarafından fark edileceğini ve ayıplanacağını, değersiz bulunacağını düşünür. Bu düşüncelerle girdiği toplumda gerçekten yüzü kızardığında performansı düşecek, hareketleri donuklaşacak, doğallığını kaybedecek ve bu haliyle de ortamda hoş olmayan bir izlenim uyandırabilecektir.

Korku tepkisinin oluşumunda, yaşanan olumsuz olaylar kadar (köpek ısırması sonucu köpekten, hatta bütün hayvanlardan korkma, asansörde kaldıktan sonra bir daha asansöre binememe gibi.) televizyon, gazete, eş-dosttan edinilen bilgilerin de rolü olmaktadır; yılanı hiç görmemiş birinin yılanın lafından, televizyondaki görüntüsünden bile korkması gibi.

Korku duyulan durumda veya nesneden kaçmak veya uzak durmaya çalışmak, bu fikrin doğruluğunu test etme şansını ortadan kaldırır. Yanlış olup olmadığı test edilemeyen bu fikrin uyandırdığı korku ve sonucunda gelişen kaçınma davranışı kişiyi rahatlattığında ise bu fikir doğru olarak kabul görür. Giderek korkular kuvvetlenerek devam eder ve kişinin hayatını zorlaştırır ve bazen çekilmez hale getirebilir. Örnek vermek gerekirse; yükseğe çıkmaktan korktuğu için üst katlarda oturan arkadaşlarını ziyaret edemeyenler. Köpekten korktuğu için sürekli yolunu değiştirmek, hatta uzatmak zorunda kalanlar, hayvanı olan arkadaşı olanların evine gidemeyenler, tek başına dışarı çıkamadığı için evinin alışverişini yapmak için birini beklemek zorunda olanlar veya topluluk önünde konuşamadığı için kazandığı ödülü alamayanlar ya da iş görüşmesi yapamayıp işsiz kalanlar. Örnekler böyle uzayıp gitmekte. Bu aşamadaki korkular fobi adı verilen bir ruhsal hastalığa dönüşmüşlerdir artık.

Korkular kuvvetlendikçe, kişiler korkularını içinde bulundukları duruma bağlamakta ve bu tepkilerini yenmek için bir çaba sarf etmemektedirler, bu çabasızlık korkuları daha da arttırır. Oluşan kısır döngü, kişiyi çaresizliğe ve hatta kontrolsüzlüğe iter. Kişi korkusuyla baş edemeyeceğini, kendi becerileriyle kurtulamayacağını düşünmeye başlar. Sonuç ise; çoğunlukla korku yaratan durumdan kaçarak veya uzak kalarak kurtulmak ve çaresizliği kabullenmek şeklinde olur. Bir örnekle açıklamaya çalışalım; yüksekten korkan kişi , yüksek bir yere çıkarsa, düşebileceğini, kontrolünü kaybedip düşebileceğini, bayılabileceğini düşünür. Bu düşünceler içinde yüksek bir yere çıkmak zorunda kalırsa, soğuk soğuk terlemeye, elleri titremeye, kalbi hızlı hızlı çarpmaya, ağzı kurumaya ve her yeri uyuşmaya başlayabilir. Bu belirtiler kişinin “bayılacağım” düşüncesini kuvvetlendirir ve kişi bu durumu kontrol edemeyeceğini düşünerek kendini çaresiz hisseder, korkusu daha da artar ve bir an önce o ortamı terk etmeye çalışır. Yükseklik korkusu katmerlenmiştir artık, bir daha yükseğe çıkmayı denemek neredeyse imkansız hale gelmiştir.