Panik Atak Agorafobi Terapisti

Home / Panik Atak Agorafobi Terapisti

Agorafobi

Panik atağın veya panik benzeri belirtilerin ortaya çıktığı durumlarda yardım sağlanamayacağı veya ortamdan kaçınmanın zor olabileceği (veya sıkıntı yaşatabileceği) yerlerde veya durumlarda kaygı duymak ve kaçınmaktır. Ör: Tek başına evden ayrılma, sinema gibi kalabalık bir ortama girme, köprü üzerinde olma, sırada bekleme, tren veya arabayla geziye çıkma.

Agorafobikler tipik şekilde kendi bedensel hisleri konusunda da endişelidirler, bu nedenle egzersiz yapma, korku filmi izleme, kafein alma ve cinsel etkinlikte bulunma gibi uyarıcı etkinliklerden kaçınırlar.

Agorafobinin ilk ortaya çıkışında kişiler atakların meydana geldiği durumlardan kaçınma eğilimi gösterirler, ancak genellikle kaçınma zaman içinde atakların gerçekleşebileceği diğer durumlara da yayılır. Orta şiddetteki vakalarda agorafobikler evlerinden dışarı çıkma durumunda kaygı yaşayabilirler. Çok şiddetli vakalarda agorafobi, kişinin evin sınırlarından çıkmadığı, hatta evdeki bazı bölümlerin içinde kaldığı son derece engelleyici bir bozukluktur. Agorafobi panik bozuklukta sık görülse de tam gelişmiş panik ataklar olmadan da meydana gelebilir. Klinik ortamda paniksiz agorafobi vakalarına oldukça ender rastlanır ve görülen kişilerin yarısından fazlasında ‘sınırlı semptom atakları’ (dört semptomdan azının görülmesi) olarak anılan durum ya da epilepsi veya kolit gibi kişinin aniden denetimini yitirmekten korkmasına sebep olan bir fiziksel rahatsızlık söz konusudur.

Erken bilişsel bir kurama göre panik bozukluğu olanlar bedensel duyumlarına karşı aşırı duyarlıdır ve bunları en karamsar şekilde yorumlama eğilimindedirler (felaketleştirme). Ör: Panik bozukluk sergileyen kişi kalbinin hızlandığını fark edince kalp krizi geçirdiği sonucuna varabilir. Başı dönen birisi ise bayılacağını düşünebilir. Bu düşünceler kaygının birçok fiziksel belirtisini doğurabilir ve bu da felaketleştirici düşünceleri alevlendirerek panik atağın doruğa varmasına neden olur. Beck’in ifadesiyle otomatik düşünceler bir anlamda paniğin tetiğidir.

Panik bozukluğu olanlar bedensel duyumların haricinde ciddi bir ruhsal rahatsızlığa bağlı olmayan zihinsel yaşantıları (derealizasyon) ve/veya duygusal belirtileri (anksiyete) de o anda eşikte bekleyen içsel bir felaketin (kalp krizi, felç, boğulma gibi) habercisi olarak felaket şeklinde yorumlayabilirler. Bu felaketleştirici (katastrofik) yorumlama da korkuya sebep olarak bedensel, zihinsel ve duygusal belirtilerin şiddetini arttırır. Sonuç olarak kişide içsel felakete olan inanç artar ve bir kısır döngü gelişir. Panik bozukluğu olan kişide bedensel belirtileri felaketleştirici şekilde yorumlama eğilimi ne kadar güçlüyse paniğin şiddeti de o denli güçlü olur.

Panik bozukluğu bulunan kişiler atak öncesinde veya sırasında genellikle güvenlik sağlayıcı davranışlarda (ör: yavaş nefes alma, yanında ilaç taşıma ve atak sonrası ilaç içme) veya kaçınma davranışlarında (ör: panik atak geçireceği beklentisiyle kalabalık yerlere girmeme) bulunurlar. Bu davranışları yapan kişiler düşündükleri felaketlerin gerçekleşmemesini bu sürdürdükleri davranışlarına bağlarlar. Bu ise rahatsızlığın devam etmesine neden olmaktadır. Bazı kişilerin rahatsızlıkları 20 yıl boyunca sürebilir ve bu kişiler haftada üç dört tane rahatsız edici atak yaşıyor olabilir.

Terapi sürecinde hem bilişsel hem de davranışçı teknikler uygulanmaktadır. Bu tekniklerin kullanıldığı çalışmaların çoğunda panik bozukluğu olan kişilerin %75 ila 95’inin 8 ila 14 haftalık tedavi sonucunda panikten kurtulduğu ve 1 ila 2 yıllık izlem çalışmasında kazanımlarını korudukları görülmüştür. Bilişsel terapinin panik konusunda yararlı olduğunu gösteren oldukça fazla ampirik veri vardır. BDT’nin bilinen bir yan etkisi yoktur ve ilaca göre uygulama alanı daha geniştir. İlaç tedavisi kesildikten sonra uzun vadede rahatsızlığın relaps oranının %90 civarında olduğu belirtilmektedir. BDT’nin etkisi ise kendisini tedaviden sonra da rahatsızlığın tekrarlamamasıyla göstermektedir.